BM Keyfi Tutukluluk Çalışma Grubu’nun müebbet hapis cezası alan askeri öğrenci Ahmet Sakaoğlu’yla ilgili kararının çevirisi


hukuksalyardim
(@hukuksalyardim)
Üye Admin
Katılım: 1 sene önce
Gönderiler: 2100
Topic starter  

Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu Tarafından 23-27 Kasım 2020 Tarihlerinde 89.Oturumda Kabul Edilen Görüşler
Ahmet Dinçer Sakaoğlu (Türkiye) ile İlgili 67/2020 Sayılı Görüş
1) Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu, İnsan Hakları Komisyonu'nun 1991/42 sayılı kararıyla kurulmuştur. 1997/50 kararında Komisyon, Çalışma Grubu’nun yetkisini genişletmiş ve açıklığa kavuşturmuştur. Genel Kurul kararı 60/251 ve İnsan Hakları Konseyi 1/102 kararı uyarınca, Konsey, Komisyon’un görevini üstlenmiştir. Konsey en son 42/22 sayılı kararında Çalışma Grubu’nun görev süresini üç yıl boyunca uzatmıştır.
2) Çalışma Grubu, çalışma yöntemlerine (A / HRC / 38/36) uygun olarak, 13 Temmuz 2020 tarihinde, Türkiye Hükümeti’ne Ahmet Dinçer Sakaoğlu ile ilgili bir tebligat iletmiştir. Hükümet, 9 Ekim 2020 tarihli tebliğe yanıt vermiştir. Devlet, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'ne taraftır.
3) Çalışma Grubu, aşağıdaki durumlarda özgürlükten yoksun bırakılmayı keyfi olarak görmektedir:
a) Özgürlükten yoksun bırakılmayı haklı gösteren herhangi bir yasal dayanağa başvurmanın açıkça imkânsız olduğu durumlarda (bir kişinin, cezasının tamamlanmasından sonra veya kendisi için geçerli olan bir af yasasına rağmen tutulması gibi) (kategori I);
b) Özgürlükten yoksun bırakma, Taraf Devletler söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin 12, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 7, 13, 14, 18, 19, 20 ve 21. maddeleri ile güvence altına alınan hak veya özgürlüklerin kullanılmasından kaynaklandığında (kategori II);
c) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ve ilgili Devletler tarafından kabul edilen ilgili uluslararası belgelerde belirlenen adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası normlara tamamen veya kısmen uyulmaması, özgürlükten yoksun bırakmaya keyfi bir nitelik kazandırdığında (kategori III);
d) Sığınmacılar, göçmenler veya mülteciler; idari, adli inceleme veya çözüm yolu olmaksızın uzun süreli idari gözetim altında tutulduğunda (kategori IV);
e) Özgürlükten yoksun bırakma, doğum, ulusal, etnik ya da sosyal köken, dil, din, ekonomik durum, siyasi veya diğer görüş, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik veya insan eşitliğini göz ardı etmeyi amaçlayan veya bununla sonuçlanabilecek herhangi bir başka statü için olduğunda (kategori V);

ÖNERİLER
Kaynaktan iletişim
4) Ahmet Dinçer Sakaoğlu, 1994 doğumlu bir Türkiye vatandaşıdır. İzmir'de ikamet etmektedir. Bay Sakaoğlu tutuklanmadan önce Türk Hava Kuvvetleri Akademisi'nde kıdemli bir öğrenciydi ve mezun olmak üzereydi.
5) Kaynak, 15 Temmuz 2016 akşamı Bay Sakaoğlu'nun komutanları tarafından “terör saldırısı” nedeniyle Akademi'den götürüldüğünü açıklamaktadır. Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun nereye gittiğini bilmeden, yalnızca komutanlarının emriyle hareket ettiğini belirtmektedir. Komutanlar, İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde güvenliği sağlamak için Bay Sakaoğlu ve diğer askeri öğrencileri sokağa çıkarmıştır. Komutanlar, Harbiyelilerin cep telefonu kullanmasını kesinlikle yasaklarmışlardır. Bay Sakaoğlu'nun da aralarında bulunduğu askeri öğrenciler, söz konusu terörist saldırıya destek sağlamak amacıyla "otobüse binmek", "otobüsten inmek", "durmak", "yürümek" gibi basit askeri emirlere uymak dışında herhangi bir eylemde bulunmamışlardır. Bu tür emirler, Devlet tarafından atanan üstleri tarafından atanan askeri komutanlar tarafından verilmiştir.
a)Yakalama ve tutuklama
6) 16 Temmuz 2016 sabahı Bay Sakaoğlu ve dönem arkadaşları komutanların emriyle belediye otobüsüne bindirilerek Akademi'ye geri götürüldükleri söylenmiştir. Bunun yerine Gayrettepe karakoluna getirilerek dört gün orada tutulmuşlardır. Neden tutuldukları ve neden hukuki yardımdan yararlanmaları engellendiğine dair herhangi bir şey söylenmemiştir.
7) Kaynak, söz konusu gözaltı süresince Bay Sakaoğlu'nun Gayrettepe karakolunda haksız hukuka aykırı muameleye maruz kaldığını bildirmiştir. İddiaya göre hakarete uğramış, dövülmüş ve eşyaları zorla alınmıştır. Belli bir süre yiyecek ve sudan mahrum bırakılmıştır. Düzinelerce askeri öğrenci çok küçük ve sağlıksız polis hücresine sıkıştırılmıştır. Tutulduğu bu süreçte Bay Sakaoğlu, ailesi veya bir avukatla görüşememiştir. Kaynak, Bay Sakaoğlu'nu travmatize eden bu muamelenin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 5. ve 9. maddelerine aykırı olduğunu eklemektedir.
8) Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun tıbbi muayeneye götürüldüğünü, ancak maruz kaldığı psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddetin dikkate alınmadığını vurgulamaktadır. Doktorun, polisler gözetiminde Bay Sakaoğlu'nu muayene ettiği için korktuğu bildirilmiştir.
9) Kaynak; yakalanmasına yol açan olaylardan veya nedenlerinden haberi olmayan Bay Sakaoğlu'nun, polis tarafından sorgulandığını ve suçu komutanlarına atmaya yönlendirildiğini bildirmiştir. İddiaya göre, bunu yapmazsa kendisinin bir takım sorunlarla karşılaşacağı söylenmiştir.
10) 19 Temmuz 2016, saat 16.00'da, Bay Sakaoğlu, İstanbul'daki adliyeye götürülmüştür. Ertesi gün, ifade vermek üzere Sulh Ceza Hakimliği’ne götürülmüştür. Bu aşamada avukatı yoktur ama son anda İstanbul Barosu tarafından genç ve tecrübesiz bir avukat atanmıştır. Kaynak, savcı tarafından sorgulanmadan önce kendisini görme ve onunla konuşma fırsatı bulamadığı için avukatın Bay Sakaoğlu'nu savunamadığını da eklemektedir.
11) Kaynak; Bay Sakaoğlu'nun tutuklanmasına, Bay Sakaoğlu'nun akrabalarını bilgilendirmesine, avukatını seçmesine veya savunma hazırlamasına izin verilmeksizin yapılan bu sorgulamaya dayanılarak karar verildiğini ileri sürmektedir. Bay Sakaoğlu bu anlamda hukuki yardımdan mahrum kalmıştır. Bay Sakaoğlu'na neden gözaltına alındığının anlatılmadığı ve duruşma tutanağının kendisine verilmediği bildirilmiştir. Daha sonraki tutuklanması, ilk yakalanması için verilen gerekçelerle, başka bir deyişle tutulması için yeni bir neden verilmeksizin uzatılmıştır. Kaynak, Bay Sakaoğlu’nun tutukluluğunun, tüm deliller toplandıktan sonra dahi sona erdirilmediğini, tüm tanıkların dinlendiğini ve bilirkişi raporlarının hazırlandığını ve kendisine karşı somut veya dolaylı delil bulunmadığını iddia etmektedir. Kaynak, bunun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 9. maddesinin ihlali olduğunu ileri sürmektedir.
12) Bay Sakaoğlu’nun yakalanmasından yedi ay sonra iddianame hazırlanmıştır. Davasının ilk duruşması dokuz ay sonra gerçekleşmiştir. Ancak Kaynak, Harbiyelilere savunmaları için hazırlanmaları adına teknik ve fiziki imkanların verilmediğini ve avukatlarıyla görüşmelerin haftada bir ile sınırlı olduğunu ve kayıt altına alındığını bildirmiştir. Bu nedenlerle Bay Sakaoğlu etkili bir savunma hazırlayamamıştır.
13) Tüm tanıklar ve diğer sanıkların, askeri öğrenciler lehine ifade verdikleri iddia edilmiştir. Kaynak, tüm kanıtların değerlendirilmesinin Bay Sakaoğlu'nun lehine bir kararla sonuçlanması gerektiğini açıklamaktadır. Ancak 19 Ocak 2018'de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi, Bay Sakaoğlu ve diğer askeri öğrencileri müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Kaynağa göre bu, mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybettiğini göstermektedir.
14) Kaynak ayrıca, Bay Sakaoğlu'nun adil ve aleni bir yargılama hakkına sahip olmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme, karar gerekçesinde herhangi bir lehe delili dikkate almamış ve Bay Sakaoğlu ve avukatı tarafından yapılan soruşturma, tanık ifadeleri veya taleplerinin kayıtlarını inceleyememiştir. Bay Sakaoğlu’nun iddiaları gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir. Mahkeme, Bay Sakaoğlu hakkında ayrıntılı ve uzun bir inceleme yapmış, ancak onu 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle ilişkilendiren tek bir delil bulunamamıştır. Bununla birlikte, mahkemenin iddia makamının haksız, asılsız ve iftira niteliğindeki iddialarını kabul ettiği ve en başından beri Bay Sakaoğlu'nu suçlu bulduğu bildirilmiştir.
15) Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun Anayasal düzeni ihlal ettiği gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldığını açıklamaktadır. Bununla birlikte, bir darbe planlama sorumluluğunun genç bir askeri öğrenciye atfedilemeyeceğini savunmaktadır. Bay Sakaoğlu, belirli bir sonuca veya herhangi bir sonuca ulaşmak için bilinçli hareket etmemiştir.
16) Kaynak, Türk Hava Kuvvetleri Akademisi'ndeki tüm askeri öğrencilerin, ve diğer tüm askeri okullardaki tüm askeri öğrencilerin %95'inin Hizmet hareketi olarak da bilinen Fethullah Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyesi olduğu iddiasıyla ihraç edildiğini eklemektedir. Ancak Bay Sakaoğlu, bu örgüte üye olmadan yargılanmamış ve hüküm giymemiştir. Bu nedenle haksız yere Akademi'den atılmıştır.
17) Ayrıca Kaynak, duruşma sırasında Bay Sakaoğlu'na savunmasını hazırlaması için yeterli zaman ve imkân verilmediğini ileri sürmektedir. Duruşmanın en başından itibaren kendisine hiçbir dosyayı ve yargılama kayıtlarını görme veya inceleme fırsatı verilmemiştir. Bu nedenle Kaynak, yargılamanın haksız olduğunu, askeri öğrencilerin yargılamanın başından itibaren suçlu kabul edildiğini, Mahkeme’nin yalnızca bir duruşma izlenimi vermek için bir duruşma düzenlediğini ve sanığın suçunun daha önce karara bağlanmış olduğunu düşünmektedir. Kaynak, askeri öğrencilerin durumunu, hiyerarşideki düşük konumlarından dolayı olayın bir darbe girişimi olduğunu anlayamayacak kadar küçük görüldükleri ve emirleri yorumlayamadıkları için beraat eden bir grup özel askerin davasıyla karşılaştırmaktadır.
18) Kaynak, askeri öğrencilerin bazılarının özel askerlerden daha genç olduğunu veya aynı yaşta olduğunu belirtmektedir. Harbiyeliler de komuta hiyerarşisinde özel askerlerle aynı seviyededir. Bu nedenlerle, Kaynak, tüm askeri öğrencilerin ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasının İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 10. maddesinin ihlali olduğunu düşünmektedir.
19) Nihai karar verilinceye kadar tüm sanıkların kanun önünde eşit olması gerekirken, Kaynak, mahkeme tarafından Bay Sakaoğlu'na ayrımcılık yapıldığını düşünmektedir. Yargılamalarda silahların eşitliği ilkesine saygı gösterilmemiştir. Ayrıca Kaynak, şikâyetçilerin bazı avukatlarının ve bazı tanıkların hakaret ve tehdit edildiği iddialarına tepki vermediğini savunmaktadır. Olağanüstü halin kurulmasının ardından, mahkemelerin çoğu üyesi değiştirilmiştir. Bu şekilde, işbirlikçi (veya önceden ayarlanmış) denemeler yapılmıştır. Kaynak, mahkemelerin davranışları ve kararları yetkili makamlarca beğenilmediği ve uygun görülmediği takdirde, mahkeme üyelerinin Adalet Bakanı tarafından yönetildiği iddia edilen Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından değiştirildiğini veya görevden alındığını bildirmiştir. Bu anlamda kaynak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 7. maddesinin ihlal edildiğini düşünmektedir.
20) Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun mektup yoluyla yazışma hakkının iki yıldır kullanamadığını da eklemektedir. Ancak olağanüstü hâl kaldırıldıktan sonra Yüksek Öğretim Kurulu tarafından bir eğitim kurumuna kaydolmasına izin verilmiştir. Kaynak, bunun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 26. maddesinin ihlali olduğunu savunmaktadır. Ayrıca Bay Sakaoğlu, kendisine işkence yapan ve kendisine kötü muamelede bulunan üst düzey yetkililerin eşlik etmesi nedeniyle, 2017 yılında teftiş için gönderilen araştırma komisyonuna tutukluluk koşullarını açıklayamamıştır.
Kategori I
21) Kaynak, 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalama nedenlerinin Bay Sakaoğlu'na bildirilmediğini ileri sürmektedir. 16-27 Temmuz 2016 tarihleri arasında ailesiyle temas kuramamış veya bir avukattan yardım alamamıştır. Ayrıca bu hakkının kendisine hatırlatılmaması nedeniyle tutulmasına itiraz edememiştir. Kaynak, bunun Sözleşme'nin 9 (4) maddesine aykırı olduğunu ve tutulmasının keyfi hale geldiğini savunmaktadır.
22) Ayrıca, Bay Sakaoğlu'nun kendisine yöneltilen suçlamaları ilk olarak 20 Temmuz 2016 tarihinde Sulh Ceza Hâkimliği’ne çıkarıldığında, Türk Ceza Kanunu'nun 309, 311 ve 312. maddelerini ihlal etmek olarak öğrendiğini bildirilmiştir. Ayrıca, ilk tutukluluk muayenesinin kaydına bu suçlama yazılmamış olmasına rağmen, Ceza Kanunun 314. maddesine aykırı olarak silahlı örgüte üye olmakla da suçlanmıştır. Bay Sakaoğlu'nun tutuklanması kararı, suçlayıcı bir delil veya suçlamalar için gerekçe olmaksızın verilmiştir. İddianamenin hazırlandığı yedi aylık süre içinde Cumhurbaşkanı suikastına ilişkin suç tutuklanma gerekçelerine yansımazken, daha sonra tutukluluğunun devamının gerekçeleri arasına eklenmiştir. Ancak Bay Sakaoğlu'nun Sözleşme'nin 9 (1) maddesine aykırı olarak bu suçlamayla yedi ay tutuklu kaldığı iddia edilmiştir.
23) Kaynak, Sözleşme’nin 15 (1) maddesine aykırı olarak, Bay Sakaoğlu'nun suç sayılmayan bir eylem nedeniyle yakalandığını ileri sürmektedir. İddiaya göre, "terör faaliyetleri kapsamında" emirlere uygun hareket etmiştir. Ayrıca Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı tarafından düzenlenen darbe girişimine herhangi bir delil olmaksızın katıldığı gerekçesiyle yakalanmıştır. Alınan emirler “terör eylemlerine” yanıt vermek içindir ve bu kapsamda yapılan eylem hizmetle ilgilidir ve hiçbir şekilde cezai suç olarak kabul edilemez.
Kategori II
24) Kaynak, kamuoyunda askeri öğrencilerin Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’nın bir parçası olduğuna dair bir algı olduğunu ve bu nedenle Bay Sakaoğlu ve diğer askeri öğrencilerin başından beri suçlu kabul edildiğini ve bu nedenle beraat eden özel askerlerden farklı muamele gördüklerini savunmaktadır(bkz. yukarıdaki paragraf 18). Bu bakımdan, Sözleşme'nin 26. maddesine aykırı olarak kanun önünde eşitlik ilkesine saygı gösterilmemiştir.
Kategori III
25) Kaynak, 15 Temmuz 2016 sonrasında olağanüstü hâl nedeniyle adil yargılanma haklarının uygulanmadığını belirtmektedir.
26) Kaynak, bakanlığın talimatıyla 2018'in ilk aylarında Bay Sakaoğlu'nun davasına son verildiğini bildirmiştir. Nitekim, isnat edilen suçlar açısından karmaşık olan Bay Sakaoğlu (ve diğer 94 sanık) davası, eksikliklere rağmen çok kısa bir süre içinde (dokuz ay) sonuçlanmıştır. Mahkeme başkanı daha sonra Yüksek Mahkeme’ye atanarak terfi ettirilmiştir. Kaynağa göre bu, mahkeme başkanının bir ödül aldığını göstermektedir. Kaynak, bu nedenle Bay Sakaoğlu'na verilen müebbet hapis cezasının önyargılı bir yargılamanın sonucu olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca, 15 Temmuz 2016'dan sonra yeni mahkemeler kurulmuş, terörizm ve darbe girişimiyle ilgili tüm davalar bu mahkemeler önünde yargılanarak adil yargılanma hakkı ve doğal adalet ilkesi ihlal edilmiştir.
27) Ayrıca Kaynak, 15 Temmuz 2016'dan sonra, darbe girişimiyle ilgili tüm davaların siyasetçilerin talimatları doğrultusunda yürütüldüğünü açıklamaktadır. Bu talimatlar neticesinde savcılar lehe olan delilleri toplamaktan kaçınmıştır. Bay Sakaoğlu'nun davasında, darbenin farkında olmadığını kanıtlayan telefon mesajları dava dosyasına eklenmemiştir, ancak mahkeme bu tür mesajlardan Bay Sakaoğlu'nun avukatı tarafından defalarca bilgilendirilmiştir. Harbiyelilerle ilgili tanık ifadeleri, onların darbe teşebbüsüne ilişkin bilgi eksikliğine mahkeme kararında da değinilmediği gibi duruşmanın ses ve video kayıtlarının tutanaklarından bazı ifadelerin çıkarıldığı bildirilmiştir. Ayrıca, Bay Sakaoğlu'nun mahkumiyetinin anahtarı olan bir delil (WhatsApp mesajı) dava dosyasına eklenmemiştir. Kaynak, yukarıdakilerin hepsi göz önüne alındığında mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını gösterdiğini düşünmektedir.
28) Kaynak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 9. maddesinde ve Sözleşme'nin 9 (2) maddesinde belirtilen hakların, Bay Sakaoğlu'na yönelik tutuklama veya suçlamaların 40 diğer askeri öğrenci ile karakola götürüldüğünde verilmemesi nedeniyle ihlal edildiğini yinelemektedir. Bunun yerine, hepsine Akademi’ye geri götürülecekleri söylenmiştir. Bay Sakaoğlu’nun ailesine de haber verilmemiştir.
29) Kaynak, askeri öğrencilerin özel askerlerle karşılaştırıldığında ayrımcılığa uğradığını iddia etmektedir. Özellikle, kişisel veya kesin kanıt olmamasına rağmen Bay Sakaoğlu, tüm özel askerler beraat ederken müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Kaynak, masumiyet karinesi ilkesine, başından beri, Bay Sakaoğlu'nun bir hain ve askeri öğrencilerin Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyeleri olarak görülmesi nedeniyle saygı gösterilmediğini iddia etmektedir.
30) Kaynağa göre, 4 Ağustos 2016 tarihinde Bay Sakaoğlu, ifadesinin alındığı savcılığa götürülmüştür. Sorgulamadan önce avukatıyla görüşmesine izin verilmemiştir. Savcılığa girdiğinde, görevlendirilen avukat ve savcı birbirleriyle konuşmaktadır. Odada bulunan kişinin avukat olduğu kendisine bildirilmeden ifadesi alınmıştır. Savcı tarafından alınan ifadesinde askeri personel yanında durmuş ve Bay Sakaoğlu'nun baskıya maruz kaldığı iddia edilmiştir. Savcının kendisini Fethullah Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı sempatizanı olarak nitelendirdiği bildirilmiştir. Kaynağa göre bu, masumiyet karinesi ilkesine saygı gösterilmediğini göstermektedir. Dahası, avukat onu savunmamış ve savcının bu tür ifadeleri kullanmasına itiraz etmemiştir. İfade verildikten sonra ifadenin tutanağı aceleyle okunmuştur. Bay Sakaoğlu, tutanakta yanlışlıkları savcıya bildirmesine ve düzeltmesini istemesine rağmen, savcı buna izin vermemiş ve kendisine bu ifadeyi zorla imzalatmıştır.
31) Savunma hazırlama hakkıyla ilgili olarak, Kaynak, yakalanması üzerine ve gözaltı sırasında Bay Sakaoğlu'nun bir avukatla görüşmesine izin verilmediğini ve kendisine bunu yapma hakkının da hatırlatılmadığını yinelemektedir. Hukuki yardım almadan mahkemeye çıkarılmıştır. Ayrıca, polis memurları tarafından kendisine yönlendirici sorular sorulmuş ve komutanlarını suçlaması söylenmiştir. Kaynağa göre, bu tür bir davranış, ifadelerinin doğruluğunu zayıflatmaktadır ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 148. maddesine aykırıdır. Silivri Cezaevi'nde Bay Sakaoğlu’nun avukatıyla görüşmeleri haftada bir saatle sınırlandırılarak kayıt altına alınmıştır. Toplantıları kayıt altına almanın yanı sıra infaz koruma memurları, Bay Sakaoğlu ve avukatından bir metre uzakta dururken konuşmaları dinleyerek avukat ile müvekkili arasında gizli görüşmeleri imkânsız hale getirmiştir.
32) Kaynak ayrıca, Harbiyelileri hain ve terörist olarak nitelendiren basın ve sosyal medya nedeniyle, Bay Sakaoğlu'nun kendisini savunacak bir avukat bulmakta zorlandığını açıklamıştır. Avukatı daha sonra askeri bir öğrenciyi savunduğu için bireylerin tehditleri nedeniyle onu savunurken zorluklarla karşılaşmıştır. 20 Temmuz 2016'da İstanbul'da bir adliyeye götürüldüğünde, bir avukat onunla görüşmek istemiş ancak polisin müdahalesi nedeniyle onunla iletişim kuramamıştır. Daha sonra 4 Ağustos 2016 tarihinde, Bay Sakaoğlu Cumhuriyet savcısına ifade vermeden önce, İstanbul Barosu tarafından görevlendirilen avukat kendisiyle görüşmemiş ve haklarını açıklamamıştır. Bay Sakaoğlu'nun avukatıyla mahkemede görüşmesi de engellenmiştir. Duruşmalar sırasında duruşma salonunda çok sayıda sanık ve polis memuru bulunması nedeniyle avukatını bile görememiştir. Mahkeme salonuna mikrofonlar yerleştirilmiş, sanıklar ile avukatları arasında gizli tutulamayan görüşmeleri kaydetmek için kullanılmıştır.
33) Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun gizlilik kararı nedeniyle tüm dava dosyasını göremediğini ve dosyadaki belgelerin kendisini suçlamak için kullanıldığını bildirmiştir. Bir duruşmada dava dosyasına yeni belgeler eklenmiştir. Bu belgeleri; avukatlar ve de sanıklar göremese de, sanıklar buna ilişkin olarak sorguya çekilmiştir. Bu nedenle Bay Sakaoğlu belgelerle ilgili olarak kendisi için bir savunma hazırlamak için yeterli zamana sahip olmamıştır. Dahası, dokuz ay boyunca bilgisayara erişimi olmadığından savunmasını daha genel bir şekilde hazırlayamamıştır.
34) Kaynak, duruşma sırasında ifade veren eski bir askeri harp öğrencisi olan savunma tanığının Fethullah Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyesi olduğu iddiasıyla yakalandığını ve tutuklandığını iddia etmektedir.
35) Kaynak, tanıkların çapraz sorgulamalarının bir kısmının tamamlanamadığını ve iddianamede adı geçen bazı tanıkların dinlenmediğini ve bu nedenle çapraz sorgu yapılmadığını belirtmektedir. Tanıkların ifade verdiği duruşmalardan bazıları Bay Sakaoğlu ve avukatına bildirilmemiştir. Ayrıca Bay Sakaoğlu bazı duruşmalara götürülmemiş ve bu duruşmalarda yaşananlar kendisine bildirilmemiştir.
36) Kaynak, Sözleşme’nin hiç kimsenin işkenceye veya zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutulmayacağı 7. maddesine atıfta bulunmaktadır. Bay Sakaoğlu'nun dava dosyasında yer alan bilgilere göre, özel askerler dışındaki tüm sanıklar aynı şekilde değerlendirilerek aynı şekilde cezalandırılmış ve iddia edilen suçlar kişiselleştirilmemiştir. Bay Sakaoğlu, silahlı kuvvetler içinde ikincil konumda olmasına ve darbeyi planlayıp uygulayan kişi olmamasına rağmen üst düzey subaylarla aynı cezayı almıştır. Kaynak, bunun orantısız cezaların en somut göstergesi olduğunu eklemektedir.
37) Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun polis merkezinde gözaltındayken ve ardından Silivri Cezaevi'nde aşırı kalabalık bir hücrede tutulduğunda, insanlık dışı muameleye ve kötü tutukluluk koşullarına maruz kaldığını ve sınırlı bir biçimde ailesini görme hakkının olduğunu hatırlatmaktadır.
Kategori V
38) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından Savunma Bakanlığı, tüm askeri öğrencileri Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyesi olarak nitelendirmiştir. Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun gözaltındayken, sorgulanırken ve yargılanırken ayrımcılığa uğradığını belirtmektedir. Gözaltındayken kolluk kuvvetleri tarafından manevi ve fiziksel işkence uygulanırken, özel askerler bu tür muameleye tabi tutulmamıştır. Bay Sakaoğlu terörist olarak algılandığı için ayrımcılığa uğramış ve mahkeme tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu durum Sözleşme'nin 26. maddesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 7. maddesi hükümlerine aykırıdır.
Hükümetin Yanıtı
39) 13 Temmuz 2020 tarihinde, Çalışma Grubu, olağan iletişim prosedürü çerçevesinde, Kaynaktan gelen iddiaları Hükümet’e iletmiştir. Çalışma Grubu, Hükümet'ten 11 Eylül 2020 tarihine kadar Bay Sakaoğlu'nun mevcut durumu hakkında ayrıntılı bilgi vermesini ve tutukluluğunun devamını gerekçelendiren yasal hükümlerin yanı sıra özellikle Devlet tarafından onaylanan antlaşmalarla ilgili olarak Türkiye'nin Uluslararası İnsan Hakları hukuku kapsamındaki yükümlülükleriyle uyumluluğunu netleştirmesini talep etmiştir.
40) 7 Eylül 2020 tarihinde Hükümet, Çalışma Grubu'nun çalışma yöntemlerinin 16. paragrafı uyarınca uzatma talebinde bulunmuştur. Uzatma kabul edilmiştir ve 11 Ekim 2020 olarak yeniden son tarih belirlenmiştir. Hükümet, 9 Ekim 2020'deki cevabında, 15 Temmuz 2016'da Türkiye'nin, sinsi bir şekilde yürütülen gizli bir terör örgütü olan Fethullah Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı tarafından işlenen eşi benzeri görülmemiş derecede büyük ölçekli ve acımasız bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğunu hatırlatmaktadır. Kritik hükümet makamlarına sızmış; demokrasiyi yok etmeye, demokratik olarak seçilmiş Hükümeti devralmaya teşebbüs etmiştir. Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı tarafından o gece gerçekleştirilen terör eylemleri 251 Türk vatandaşının canına mal olmuş, 2.000'den fazla yaralıya sebep olmuştur. Başta parlamento olmak üzere Türk halkının iradesini temsil eden çok sayıda kilit kurum saldırıya uğramıştır.
41) Hükümet, Türk demokrasisini yeniden tesis etmek ve Türk vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini korumak için, devletin tüm organlarına, ordu ve yargı yapılarına on yıllardır sızmış olan, Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’nın binlerce üyesinin köklerinin tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. Darbe girişiminden kısa süre sonra olağanüstü hâl ilan edilmiş ve 21 Temmuz 2016'da parlamento tarafından onaylanmıştır.
42) Hükümet, Türkiye'nin olağanüstü hâl boyunca Uluslararası İnsan Hakları yükümlülükleri doğrultusunda hareket ederken, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi de dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlarla yakın iş birliği ve diyalogu sürdürdüğünün altını çizmektedir. Olağanüstü Hal 19 Temmuz 2018'de sona ermiştir.
43) Hükümet’e göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilen Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapma hakkı da dahil olmak üzere etkili iç hukuk yolları Türkiye'de mevcuttur. Mevcut iç hukuk yollarının yanı sıra olağanüstü hâl süresince çıkarılan kanun hükmünde kararnameler uyarınca yürütülen idari işlemlere ilişkin başvuruları almak üzere Olağanüstü Hal Tedbirleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur. Komisyon kararlarına karşı başka çareler mevcuttur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Komisyonu bir iç hukuk yolu olarak kabul etmiştir. Ayrıca, tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapılabileceğini belirtmiştir.
44) Hükümet, darbe girişiminden önce bile Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’nın gündemini ilerletmek için karmaşık stratejiler kullandığının bilindiğini iddia etmektedir. Bildirildiğine göre bunlar arasında politikacılara ve bürokratlara şantaj yapmak, üyelerini kilit hükümet görevlerine yerleştirmek için halka açık sınavlarda büyük ölçekte hile yapmak, sosyal mühendislik, geniş medya kuruluşları, işletmeler, okullar ve sivil toplum kuruluşları ağı ile manipülasyon, beyin yıkamak ve rakiplerine karşı yargı süreciyle sonuçlanacak uydurma hikayeler sunmak yer almaktadır.
45) Hükümet, Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’nın suçlarını gizlemek için kendisini insan hakları ihlallerinin kurbanı olarak sunma stratejisini uyguladığını eklemektedir. Üyeleri, Türkiye aleyhine asılsız iddialar yayarak kasıtlı olarak uluslararası kamuoyunu aldatmaya ve manipüle etmeye çalışmaktadır. Bunlar, üyeleri liderlerinin emriyle saklanırken keyfi yakalama ve alıkoyma, işkence ve hatta zorla kaybetme gibi temelsiz iddiaları içermektedir. Aslında, masum sivillerin soğukkanlılıkla öldürülmesi de dahil olmak üzere Türkiye'de ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştiren, böylece yüzlerce Türk vatandaşının temel yaşam hakkını ihlal eden, Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı'nın ta kendisidir.
46) Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda Türkiye, İnsan Hakları Konseyi'nin özel prosedürlerinin Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı ve üyelerinin bu mekanizmaları suistimal etmesine ve iddialarını reddetmesine izin vermemesini talep etmektedir. Türkiye, insan hak ve özgürlüklerini genişletmeye ve uluslararası kuruluşlarla uzun süredir devam eden iş birliğini sürdürmeye devam edecektir.
47) Hükümet, Bay Sakaoğlu ile ilgili yargı sürecine ilişkin iddialara dönüldüğünde, Hükümet, kendisinin eski bir askeri öğrenci olduğunu ileri sürmektedir. 15 Temmuz 2016 terörist darbe girişimi gecesi, Sakaoğlu, Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyesi askeri komutanların emrettiği bir uydu televizyon sağlayıcısını (Digiturk) devralma girişiminde yer almıştır ve amacı Türk kamuoyunu medya aracılığıyla manipüle etmektir. Türk ordusu 16 Temmuz 2016 sabahı erken saatlerde Digiturk binasının kontrolünü ele geçirmiş ve aynı gün Bay Sakaoğlu yakalanmıştır.
48) Hükümet, Bay Sakaoğlu'nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından diğer suçların yanı sıra Ceza Kanunun 309. maddesi uyarınca Anayasa düzenini bozmaya teşebbüs etmekle suçlandığını da eklemektedir. İstanbul Barosu tarafından atanan avukatı huzurunda 19 Temmuz 2016 tarihinde hâkim karşısına çıkarılmıştır. Suçlandığı suçların ağırlığı ve kaçma riski nedeniyle tutuklanmıştır. Ailesine tutuklandığı bildirilmiştir.
49) Hükümet, Bay Sakaoğlu'nun 4 Ağustos 2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından avukatı huzurunda yeniden sorgulandığını açıklamaktadır. Sorgulamadan önce tüm yasal hakları kendisine bildirilmiştir. Hükümet, sorgulama sırasında Bay Sakaoğlu'nun verdiği ifadeye atıfta bulunmaktadır. Başsavcı, Bay Sakaoğlu hakkında 19 Temmuz 2017 tarihinde yayınlanan iddianame kapsamında, diğer öğrencilerle birlikte Digiturk binasına tamamen silahlı ve kamuflajlı olarak girdiği görüntüleri ortaya koymuştur.
50) İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Bay Sakaoğlu ve avukatının, komutanlarının emirlerine uyduğu için, suçsuz olduğunu iddia ederek olaylarla ilgili aynı açıklamayı yaptıkları bildirilmiştir.
51) Mahkeme, 19 Ocak 2018 tarihli kararında, terörist darbeye teşebbüs gecesi, Bay Sakaoğlu'nun komutanlarının açıkça suç teşkil eden faaliyetlerde bulunduğuna defalarca tanık olduğu ve her halükârda emirlerine uyduğuna ve bu suretle katıldığına karar vermiştir. Mahkeme bu nedenle Bay Sakaoğlu'nu müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Avukatı karara itiraz etmiştir ve davası şu anda Yargıtay'dadır.
52) Kaynağın, Bay Sakaoğlu’nun darbe girişimi gecesi eylemlerinin, amirlerinin emirlerine uyduğu için suç olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönündeki iddiaları ile ilgili olarak, Hükümet, Anayasa'nın 137. maddesine ve Ceza Kanunun 24. maddesine atıfta bulunmaktadır. Hükümet, böyle bir savunmanın cezadan kaçmak için yeterli olmadığının ve söz konusu emrin hukuka aykırı olması halinde bir komutanın emirlerine uymanın sanığı korumadığının köklü bir hukuk ilkesi olduğunu ileri sürmektedir.
53) Ayrıca, İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi'nin gerekçeli kararında da açıklandığı üzere, Bay Sakaoğlu, komutanlarının suç teşkil eden emirlerine uyarak iştirak etmiştir. Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamındaki hakları yargı sürecinde onaylanmıştır. Soruşturma aşamasının başından itibaren avukat tutma hakkından yararlanmıştır. Yakalama ve tutuklama amacıyla verilen tüm kararlar, yetkili mahkemeler tarafından verilmiştir. O ve avukatları bu kararları diğer mahkemelerde temyiz etme şansı bulmuş ve temyizi yapmışlardır. Hükümet, Bay Sakaoğlu ile ilgili hukuki sürecin henüz tamamlanmadığını ve davasının şu anda Yargıtay'da olduğunu vurgulamaktadır.
54) Hükümet, Kaynağın kötü muamele iddialarına ilişkin olarak ne Bay Sakaoğlu'nun ne de avukatlarının yargı süreci sırasında bu tür şikâyetleri mahkemelere taşımadığını ileri sürmektedir.
55) Hükümet, Kaynağın Türk mahkemelerinin tarafsızlığına ilişkin iddialarına ilişkin olarak, Anayasa ve ilgili kanunların hâkim ve savcılar için kapsamlı güvenceler sağladığını belirtmektedir. Yargı mensupları Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından atanmaktadır ve 13 üyesinin çoğunluğu aynı zamanda hâkim ve savcılardan oluşmaktadır. Atamalar objektif kriterlere dayanmaktadır. Yargıç ve savcılar, atamalarının bu kriterlere uygun olmadığına inanmaları halinde Kurul kararlarına itiraz edebilirler.
56) Yukarıda verilen açıklamalar doğrultusunda, Hükümet, mevcut bildirimdeki iddiaların temelsiz olduğu ve bu nedenle reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
TARTIŞMALAR
57) Çalışma Grubu, hızlı sunumları için Kaynağa ve Hükümete teşekkür eder.
58) Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu'nun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının keyfi olup olmadığına karar verirken, kanıt niteliğindeki konuları ele almak için kendi içtihadında belirlenen ilkeleri dikkate almaktadır. Kaynak, keyfi tutuklamayı oluşturan uluslararası hukukun ihlaline ilişkin ilk bakışta bir dava sunmuşsa, iddiaları çürütmek istiyorsa, ispat yükümlülüğünün Hükümet’e ait olduğu anlaşılmalıdır. Hükümetin yasal prosedürlerin izlendiğine dair iddiaları, Kaynağın iddialarını çürütmek için yeterli değildir.
59) Bir ön konu olarak Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu’nun durumunun kısmen Türkiye’nin Sözleşme kapsamında yaptığı istisnalar kapsamına girdiğine dikkat çekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 21 Temmuz 2016 tarihinde, Genel Sekreter’e, kamu güvenliği ve düzenine yönelik ciddi tehlikelere cevaben üç aydır olağanüstü hâl ilan ettiğini ve bu anlamıyla ulusun yaşamını tehdit ettiğini bildirmiştir.
60) Çalışma Grubu, istisnalarla ilgili bildirimi kabul ederken, görevini yerine getirirken, çalışma yöntemlerinin 7. paragrafı uyarınca, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde belirtilen ilgili Uluslararası Teamül Hukuku kapsamında uluslararası standartlara atıfta bulunma yetkisine sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca mevcut davada, Sözleşme'nin 9. ve 14. maddeleri, Uluslararası Teamül Hukukunda Bay Sakaoğlu'nun iddia edilen keyfi tutukluluğuyla en alakalı hükümlerdir. İnsan Hakları Komitesi’nin de belirttiği gibi, 9. ve 14. maddelere aykırı davranan Taraf Devletler, bu tür istisnaların, fiili durumun gerekliliklerinin kesin olarak gerektirdiklerini aşmamasını sağlamalıdır. Çalışma Grubu, olağanüstü halin 19 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmasını ve ardından istisnaların Türkiye tarafından iptal edilmesini memnuniyetle karşılamaktadır.
61) Bir başka ön konu olarak, Çalışma Grubu, keyfi tutuklama iddialarına ilişkin iletişimleri değerlendirmesini düzenleyen usul kurallarının, çalışma yöntemlerinde yer aldığını açıklığa kavuşturmak istemektedir. Çalışma yöntemlerinde, ilgili ülkede iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Çalışma Grubu’nun iletişimi değerlendirmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Çalışma Grubu ayrıca içtihatlarında, bir başvurunun kabul edilebilir sayılması için dilekçe sahiplerinin iç hukuk yollarını tüketmeleri gerekmediğini de teyit etmiştir.
62) Çalışma Grubu, son bir ön konu olarak, Hükümet’in Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı ve üyelerinin bu mekanizmaları suistimal etmesine ve iddialarını reddetmesine izin verilmemesi yönündeki özel prosedürlere yönelik talebini ele almak istemektedir. Çalışma Grubu, İnsan Hakları Konseyi tarafından dünyanın her yerinden keyfi tutuklama iddialarının ve değerlendirme yetkisi verildiğini hatırlatmaktadır. Çalışma Grubu bu nedenle kimin iddiaları dikkatine sunabileceği veya getiremeyeceği konusunda hiçbir ayrım yapmaz.
63) Yapılan spesifik iddialara dönüldüğünde, Çalışma Grubu, Kaynağın Bay Sakaoğlu'nun I, II, III ve V kategorileri altında tutuklanmasının keyfi olduğunu iddia ederken, Hükümet bu iddiaları reddetmektedir.
64) Çalışma Grubu, tutukluluğun hukuki bir dayanağı bulunmadığında kategori I' e girdiğini hatırlatmaktadır. Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun tutukluluğunun, tutuklanma nedenleri konusunda kendisine bilgi verilmemesi, 16-27 Temmuz 2016 tarihleri arasında hukuki yardım alınmaması ve bu süre içinde ailesiyle iletişim kuramaması nedeniyle I kategorisine girdiğini ileri sürmektedir. Hükümet ise, Bay Sakaoğlu'nun 16 Temmuz 2016'da darbe girişimi kapsamında tutuklandığını ve belirsiz bir tarih kapsamında suçlandığını ileri sürmektedir. Ayrıca Hükümet’e göre, Bay Sakaoğlu, 19 Temmuz 2016 tarihinde İstanbul Barosu tarafından atanan avukatının huzurunda hâkim karşısına çıkmıştır. Hükümet ayrıca, Bay Sakaoğlu’nun ailesine tutuklandığının bildirildiğini açıklamıştır.
65) Çalışma Grubu, Türkiye'de son derece ciddi bir olay olan ve can kaybına neden olan darbe girişiminin ardından sabah saatlerinde Bay Sakaoğlu'nun yakalandığını gözlemlenmektedir. Söz konusu darbe girişimi bağlamında yakalanan Bay Sakaoğlu, olayların mahiyetinden haberdar olmadığını ve sadece amirleri tarafından askeri öğrenci olarak kendisine verilen emirleri uyguladığını iddia etmesine rağmen, Kaynak, darbe girişiminin gerçekleştiği yerde bulunduğunu inkâr etmemektedir. Çalışma Grubu, bu nedenle, tutukluluğunun teknik olarak suçüstü ve hassas koşullarda gerçekleşmiş olabileceğini kabul etmektedir. Ancak Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun yakalanma nedenleri konusunda bilgilendirilmediğini ve Hükümet’in fırsat bulmasına rağmen bu iddiaya yanıt vermemeyi seçtiğini iddia etmektedir.
66) Sözleşme’nin 9. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca, cezai suçlamalara dayanılarak yakalanan herkesin yakalanma nedenlerinden haberdar edilmesini gerektirmektedir. İnsan Hakları Komitesinin 35 (2014) numaralı genel yorumunun 24. paragrafında açıkladığı gibi, bu gereklilik, geniş ölçüde özgürlükten yoksun bırakmanın nedenleri için geçerlidir. "Yakalama" özgürlükten yoksun bırakılmanın başlaması anlamına geldiğinden, bu gereklilik yakalamanın yapıldığı formalite veya gayri resmilikten ve dayandığı meşru veya gayri meşru nedene bakılmaksızın geçerlidir. Bu durum, yakalama koşullarına rağmen, Bay Sakaoğlu'nun yakalama nedenleri konusunda bilgilendirilme hakkına sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenlerden haberdar edilmediği için Çalışma Grubu, Sözleşme'nin 9. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca kapsamındaki haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
67) Çalışma Grubu ayrıca, Sözleşme'nin 9. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca yakalanan veya cezai bir suçla itham edilen herkesin derhal adli bir makam önüne çıkarılmasını gerektirdiğini hatırlatır. İnsan Hakları Komitesi'nin 35 numaralı genel yorumunun 33. paragrafında açıkladığı gibi (2014):
"Derhal" kelimesinin tam anlamı nesnel koşullara bağlı olarak değişebilse de gecikmeler yakalama anından itibaren birkaç günü geçmemelidir. Komitenin görüşüne göre, 48 saat normal olarak bireyin kurumlara transferi ve duruşmasına hazırlanması için yeterlidir; 48 saatten uzun herhangi bir gecikme kesinlikle istisnai olarak kalmalı ve tüm koşulları gerekçelendirilmelidir.
68) Çalışma Grubu, Komite’nin görüşüne göre mevcut davada, Bay Sakaoğlu'nun 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandığını ve normal 48 saatlik sürenin dışında kalan 19 Temmuz 2016 tarihinde hâkim karşısına çıktığını gözlemlemektedir. Çalışma Grubu, tutuklamanın Türkiye'deki büyük bir olayın (özellikle bir darbe teşebbüsünün) hemen ardından gerçekleştiğinin farkında olmasına rağmen, Hükümet bu istisnai koşulları Bay Sakaoğlu'nun hâkim karşısına çıkmasındaki gecikmeye gerekçe olarak sunmamıştır. Ayrıca Çalışma Grubu, olağanüstü hâl ve Sözleşme ‘ye ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere ilgili istisnaların Türkiye tarafından 21 Temmuz 2016 tarihinde yürürlüğe girdiğini ve bu durumun Bay Sakaoğlu'nun yakalanmasının ve yargıç huzuruna çıkarılmasının ardından gerçekleştiğini hatırlatmaktadır. Buna dikkat çeken Çalışma Grubu, Sözleşme'nin 9. maddesinin 3. fıkrasının maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
69) Çalışma Grubu ayrıca 35 (2014) numaralı genel yorumun 25. paragrafında İnsan Hakları Komitesi’nin aşağıdakileri açıkladığını hatırlatır:
Yakalanan tüm kişilere yakalamanın nedenleri hakkında bilgi verilmesini talep etmenin temel amacı, belirtilen nedenlerin geçersiz veya temelsiz olduğuna inanmaları halinde serbest bırakılmalarını talep etmelerini sağlamaktır. Nedenler sadece yakalamanın genel yasal dayanağını değil, aynı zamanda haksız fiil ve mağdur olduğu iddia edilen kişinin kimliği gibi şikâyetin özünü belirtmek için yeterli olgusal ayrıntıyı da içermelidir. Yakalamanın "nedenleri" yakalayan memurunun öznel motivasyonları ile bağlantılı değil, yakalamanın resmi temeli ile ilgilidir.
Mevcut davada, Bay Sakaoğlu, 19 Temmuz 2016 tarihinde hâkim karşısına çıkarılmıştır. O zamana kadar, neden üç gündür tutulduğundan tamamen habersiz bırakılmıştır.
70) Çalışma Grubu'nun sürekli olarak tartıştığı gibi , bir tutukluluğun gerçekten yasallığını tespit etmek için, tutuklanan herkes, Sözleşme'nin 9. maddesinin 4.fıkrasında maddesinde öngörüldüğü üzere, mahkeme önünde tutukluluğunun yasallığına itiraz etme hakkına sahiptir. Çalışma Grubu; tutukluluğun yasallığına mahkeme önünde itiraz etme hakkının, demokratik bir toplumda yasallığı korumak için gerekli olan başlı başına bir insan hakkı olduğunu hatırlatır. Gerçekte uluslararası hukukun emredici bir normu olan bu hak, her türlü özgürlükten yoksun bırakma ve sadece cezai kovuşturma amacıyla tutuklama değil, aynı zamanda idari ve askeri tutuklanma, güvenliği sağlamak için yapılan tutuklanma ve terörle mücadele tedbirleri kapsamında tutuklanma dâhil olmak üzere diğer hukuk alanlarını da kapsamaktadır.
71) Ayrıca, mahkeme önünde tutukluluğun hukuka uygunluğuna itiraz etme hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak için, tutuklu kişilerin yakalandıkları andan itibaren kendi seçecekleri adli yardıma erişimleri olmalıdır. Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun hâkim karşısına çıkana kadar hukuki yardımdan mahrum bırakıldığını iddia etmektedir. Avukatı ile duruşmada ilk karşılaştığında, onunla konuşamamış, öncesinde duruşmaya hazırlanamamış veya tutukluluğunun yasallığına itiraz edememiştir. Hükümet; daha fazla ayrıntı sunmaksızın veya ileri sürülen iddialara değinmeksizin yalnızca, Bay Sakaoğlu'na bir avukat atandığını belirtmiştir. Koşullar göz önüne alındığında, Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu'nun tutulduğu andan itibaren hukuki yardımdan mahrum bırakıldığı sonucuna varmıştır ki bu durum, tutukluluğunun yasallığına itiraz etme hakkını etkili olarak kullanma şeklini ciddi biçimde olumsuz yönde etkileyerek Sözleşmenin 9. Maddesinin 4. Fıkrası kapsamındaki hakkını da ihlal etmiştir. Bu nedenle Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu'nun Sözleşme'nin 9. Maddesinin 4. Fıkrası uyarınca hakkına aykırı olarak tutukluluğunun yasallığına itiraz etme olasılığının reddedildiği görüşündedir.
72) Çalışma Grubu ayrıca, yargı yolunun kişisel özgürlüğün temel bir güvencesi olduğunu ve tutukluluğun yasal bir temele sahip olmasının sağlanması için gerekli olduğunu düşünmektedir. Bay Sakaoğlu'nun tutukluluğuna etkin bir şekilde itiraz edemediği göz önüne alındığında, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 8. maddesi ve Sözleşme'nin 2.maddesinin 3.fıkrası uyarınca etkili başvuru hakkı da ihlal edilmiştir.
73) Yukarıdakilerin tümüne dikkat çeken Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu'nun tutukluluğunun I. kategori altında keyfi olduğu sonucuna varmıştır.
74) Kaynak; diğer tüm askeri öğrencilerle birlikte, Bay Sakaoğlu'nun yakalanmasının, kendisinin Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı olarak anılan grubun bir üyesi olarak değerlendirildiğinden ve bu nedenle baştan beri suçlu sayıldığından dolayı II. Kategoriye girdiğini ileri sürmektedir. Hükümet, Bay Sakaoğlu'nun anayasal düzeni bozmaya teşebbüs ettiği için tutuklandığını, suçlandığını ve mahkûm edildiğini ileri sürmektedir.
75) Çalışma Grubu; Kaynağın, Bay Sakaoğlu'nun 15 Temmuz 2016'da Türkiye'de yaşanan darbe girişimi sırasında orada bulunduğunu inkâr etmediğinin farkındadır. Kaynak, yalnızca üstlerinin emirlerini yerine getirdiği için orada bulunduğunu iddia etse de Çalışma Grubu genel bir kural olarak, uluslararası hukukta üstün emirlerin takibine dayanan bir savunmanın reddedildiğini hatırlatır. Ülkede can kaybına ve büyük bir kargaşaya neden olan olaylar yaşanmış ve Kaynak, kendisinin kategorik olarak farkında olmadığını belirtse de, bu olayları işleyenler arasında şüphesiz Bay Sakaoğlu’nun da varlığını kuşkusuz kabul etmiştir. Her ne olursa olsun, bu tür olaylarda kişisel sorumluluğunu, kusurunu veya başka türlüsünü ortaya koymak için bireysel koşullarını değerlendirmek öncelikle ulusal mahkemelerin görevidir. Çalışma Grubu, bu nedenle, yakalama ve müteakip tutulma sürecinin, Sözleşme tarafından korunan hakların barışçıl bir şekilde kullanılmasından kaynaklandığını kabul etmemiştir. Çalışma Grubu böylelikle Bay Sakaoğlu'nun tutukluluğunun kategori II' ye girmediği sonucuna varmıştır.
76) Kaynak tarafından Kategori III' e göre yapılan iddialara dönüldüğünde; Çalışma Grubu, Hükümet’in yalnızca Sözleşme'nin 14. maddesinde yer alan tüm önlemlerin, Bay Sakaoğlu aleyhindeki yargılama sırasında gözetildiğini belirttiğini not etmiştir. Çalışma Grubu; eğer Kaynak, keyfi tutuklamayı oluşturan uluslararası hukukun ihlaline ilişkin ilk bakışta bir dava sunmuşsa, iddiaları çürütmek istiyorsa, ispat yükünün Hükümet’e ait olduğunun anlaşılması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Hükümet’in sadece yasal prosedürlerin izlendiğine dair iddiaları, Kaynağın iddialarını çürütmek için yeterli değildir.
77) Kaynak, Bay Sakaoğlu'na verilen adli yardıma çok sayıda müdahale olduğunu iddia ederken Hükümet bunu reddetmemiştir. Kaynağa göre, Bay Sakaoğlu'nun kendisinin seçeceği bir avukat ataması engellenmiştir. Hükümet, nedenini açıklamadan kendisi için İstanbul Barosu’ndan bir avukat atandığını Bay Sakaoğlu'nun kendi avukatını atamak istediği iddiasına yanıt vermeden belirtmiştir. Çalışma Grubu, Sözleşme'nin 14.maddesinin 3. Fıkrası d bendi uyarınca bir suç isnadıyla yargılanan herkese kendi seçeceği bir avukat atama hakkı verdiğini belirtir. Bay Sakaoğlu'na bunun neden reddedildiğine dair herhangi bir açıklama yapılmadığından, Çalışma Grubu söz konusu hükmün ihlal edildiğini tespit etmiştir.
78) Ayrıca Kaynak, Bay Sakaoğlu’nun atanan avukata erişiminin haftada bir saatle sınırlı olduğu; infaz koruma memurlarının konuşmaları dinlediğinden avukat görüşmelerinin mahremiyetten yoksun olduğunu; Bay Sakaoğlu'nun duruşmalar sırasında avukatıyla iletişim kurmasının engellendiğini; avukatın alınan tehditler nedeniyle zaman zaman harekete geçme konusunda bile isteksiz olduğu, bazı durumlarda düzgün hareket edemediğini iddia etmiştir. Hükümet, fırsat bulmasına rağmen bu iddiaların hiçbirine yanıt vermemeyi seçmiştir. Bunun ışığında, Çalışma Grubu, Sözleşme'nin 14 maddesinin 3. fıkrasının d ve b bendi uyarınca ihlal edildiğini tespit etmiştir.
79) Çalışma Grubu, özellikle Bay Sakaoğlu'nun avukatının müvekkili adına hareket ettiği için tehdit edildiği ve korkutulduğu yönündeki tartışmasız iddialardan özellikle kaygı duymaktadır. Çalışma Grubu, avukatlara karşı bu tür eylemlerin tamamen kabul edilemez olduğunu ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 10 ve 11. maddelerini ve Sözleşme'nin 14.maddesinin 3.fıkrasının b bendinin ihlal edildiğini vurgulayan kapsamlı içtihadını hatırlatmaktadır. Kendi topraklarında veya yargı yetkisi altındaki herkesi; herhangi bir insan hakkı ihlaline karşı korumak ve süregelen bir ihlal meydana geldiğinde çare sağlamak Devletin yasal ve pozitif yükümlülüğüdür. Çalışma Grubu, avukatların görevlerini ifa ederken etkili ve bağımsız bir şekilde misilleme, müdahale, sindirme, engelleme veya taciz korkusu olmadan yerine getirmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Çalışma Grubu, mevcut davayı, gerekli işlemler için hâkimlerin ve avukatların bağımsızlığına ilişkin olarak Özel Raportöre havale etmiştir.
80) Kaynak ayrıca, Bay Sakaoğlu ve avukatına dava dosyasına tam erişim hakkı verilmediğini belirtmektedir. Belgelerin duruşmadan önceki sabah dava dosyasına eklendiğini ve ne Bay Sakaoğlu’nun ne de avukatının bunları inceleyemediğini; savcının lehe delil toplamaktan kaçındığını ve diğer mevcut lehe delillerin dosyaya eklenmediğini; iddianamede adı geçen bazı tanıkların dinlenmediğini ve bu nedenle çapraz sorguya çekilmediğini belirtmiştir. Hükümet bu iddialara yanıt verme fırsatına sahip olsa da bunu yapmamayı seçmiştir. Çalışma Grubu, prensip olarak dava dosyasına erişimin en baştan sağlanması gerektiğini hatırlatarak ve Hükümet tarafından tüm bu iddialara ilişkin bir çürütme olmadığından, Sözleşme’nin 14.maddenin 1.fıkrası ile 3.fıkrasının b ve e bentleri de ihlal edildiğini belirtmiştir.
81) Çalışma Grubu, Hükümet’in, Bay Sakaoğlu'nun bazı duruşmalara götürülmediğini ve bu nedenle bu duruşmalarda ne olduğunu bilmediği iddiasını da ele alamadığını kaydetmiştir. İnsan Hakları Komitesi’nin 32 (2007) numaralı genel yorumunun 36. paragrafında tartıştığı gibi, 14.maddenin 3.fıkrasının d bendi aşağıdakileri gerektirir:
Sanıkların duruşmaları sırasında hazır bulunma hakları vardır. Sanığın yokluğunda yapılan yargılamalara, adaletin düzgün bir şekilde uygulanması için bazı durumlarda -örneğin yargılamadan yeterince önceden haberdar edilmesine rağmen, suçlanan kişilerin hazır bulunma haklarını kullanmayı reddetmesi gibi -izin verilebilir. Bu nedenle İnsan Hakları Komitesi, yargılamaların ancak 14.maddenin 3.fıkrasının d bendi uyarınca, sanıkların zamanında çağrılması, yargılanma tarihi ve yeri hakkında önceden bilgilendirilmesi için gerekli adımların atılmasını, katılımlarının talep edilmesinin uygun olduğunu belirtmiştir.
82) Mevcut davada Bay Sakaoğlu, duruşma sırasında tutuklanmıştır ve bu nedenle duruşmalara katılabilmesini sağlamak Türk makamlarına düşmüştür. Hükümet’ten neden katılım olmadığına dair herhangi bir açıklama yapılmaması durumunda, Çalışma Grubu Sözleşme'nin 14.maddesinin 3.fıkrasının d bendinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
83) Ayrıca Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun sorgulamalar sırasında gözdağına maruz kaldığını ve yanlış olduğunu açıkça belirttiği bir ifadeyi imzalamak zorunda bırakıldığını iddia etmiş ve Hükümet bunu yalanlamamıştır. Çalışma Grubu, bunun Sözleşme'nin 14.maddesinin 3.fıkrasının g bendinin açıkça bir ihlali olduğunu tespit etmiştir. Çalışma Grubu ayrıca, Kaynağın iddia ettiği, Hükümet'in çürütmemesinden ötürü, Bay Sakaoğlu'nun tutulduğu süre zarfında işkence ve kötü muameleye varabilecek derecede davranışlara maruz kaldığına dair ilk bakışta inandırıcı bir dava sunduğunu düşünmektedir. İddia edilen muamele, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 5. maddesini, Sözleşme'nin 7. maddesini ve Türkiye'nin de taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme'nin 2. ve 16. maddelerini ihlal etmektedir. Buna göre, Çalışma Grubu bu davayı gerekli işlemler için işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırma üzerine Özel Raportör'e havale etmiştir.
84) Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu’nun diğer 93 askeri öğrenci ile yargılandığı tartışmasız iddialara dönerek, Harbiyelilerin aleyhine kişisel veya kesin delil olmamasına rağmen ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını; tüm sanıkların aynı kabul edildiğini, iddia edilen suçların kişiselleştirilmediğini ve hepsinin aynı şekilde cezalandırıldığını belirtmiştir.
85) Çalışma Grubu’nun vurguladığı gibi, toplu yargılamalar adaletin çıkarlarına aykırıdır ve bu tür yargılamalar sırasında bireysel sorumluluğun belirli bir değerlendirmesini yapmak imkansız olduğu için, adil yargılama standartlarını karşılamamaktadır. Nitekim Kaynak, yargılamalar sırasında Bay Sakaoğlu'na isnat edilen suçluluk durumunun makul şüphenin ötesinde bireysel değerlendirmesinin yapılmadığını ve tüm diğer askeri öğrenci olan sanıklara verilen cezaların kişiselleştirilmediği gibi Bay Sakaoğlu'na da, müebbet hapis cezası verildiğini bildirmiştir. Bu, Sözleşme'nin 14. Maddesinin 1. fıkrasının ihlalidir.
86) Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun yargılamanın başından itibaren soruşturma memurları, savcılar ve basın tarafından “hain” ve “terörist” olarak damgalandığı için masumiyet karinesi hakkının yok olduğunu savunmaktadır. Çalışma Grubu, Hükümet’in bu iddiaları hiçbirisine değinmemesini bir kez daha gözlemlemiştir. Çalışma Grubu; Mahkeme’nin, Bay Sakaoğlu da dahil olmak üzere her bir sanığın bireysel sorumluluğunu değerlendirme ve halihazırda verilen cezayı bireyselleştirme konusundaki başarısızlığını tespit etmiştir. Çalışma Grubu, özellikle masumiyet karinesinin adil yargılamanın temel ilkelerinden biri olduğunu ve dolayısıyla istisna edilemez olduğunu vurgulamakta ve makul şüphenin ötesinde suç ispatlanana kadar hiçbir suçun varsayılamayacağını garanti etmektedir. Bay Sakaoğlu'nun masumiyet karinesi reddedilmiş ve Çalışma Grubu böylece Sözleşme'nin 14.maddesinin 2.fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmiştir.
87) Son olarak Çalışma Grubu, Kaynağın Türkiye'deki mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin iddialarını hatırlatmaktadır. Kaynak, Bay Sakaoğlu'nun davasında, davanın karmaşıklığına ve 94 sanığın işin içine girmesine rağmen sadece dokuz ay süren yargılamaları aceleyle yürüten Mahkeme Başkanı’nın da daha sonra Yüksek Mahkeme üyesi olarak atandığını kaydetmektedir. Kaynağa göre bu, Mahkeme Başkanı’nın verdiği hukuksuz karar için ödül aldığını göstermektedir. Hükümet bu iddiaları reddetmekte ve hakimler ve savcılar için geçerli olan atama prosedürlerine ilişkin bir açıklama sunmaktadır (bkz. Yukarıdaki paragraf 55), ancak Bay Sakaoğlu'nun yargılanmasına ilişkin belirli iddialara değinmemektedir.
88) Çalışma Grubu, İnsan Hakları Komitesinin 32 (2007) numaralı genel yorumunun 21. paragrafında şunları söylediğini hatırlatır:
Tarafsızlık gerekliliğinin iki farklı yönü vardır. Birincisi, yargıçlar, kararlarının kişisel veya başkaca bir ön yargıdan etkilenmesine izin vermemeli, önündeki dava hakkında ön yargılara sahip olmamalı veya taraflardan birinin çıkarlarını diğerinin zararına olacak bir şekilde destekler gibi hareket etmemelidir. İkinci olarak, mahkeme aynı zamanda makul bir gözlemciye de tarafsız görünmelidir.
89) Çalışma Grubu, yukarıda hali hazırda tespit ettiği sayısız adil yargılama ihlalinin farkındadır ve Hükümet’in itiraz etmemeyi seçtiği Mahkeme Başkanı’nın terfi zamanlamasına ilişkin Kaynak tarafından yapılan özel iddiaya dikkat çeker. Koşullar göz önüne alındığında, Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu’nun yargılamasını yürüten Mahkeme’nin makul bir gözlemciye tarafsız görünmediği görüşündedir. Bu nedenle Çalışma Grubu, Sözleşme’nin 14. Maddesinin 1. fıkrasına aykırı olarak, Bay Sakaoğlu'na tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkının verilmediğini tespit etmiştir. Çalışma Grubu; mevcut davayı, gerekli işlemler için hâkimlerin ve avukatların bağımsızlığına ilişkin olarak Özel Raportöre havale etmiştir.
90) Yukarıdakilerin hepsine dikkat çeken Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu’nun adil yargılanma hakkının ihlallerinin, tutukluluğuna keyfi bir nitelik verecek ve kategori III'e girecek kadar önemli olduğu sonucuna varmıştır.
91) Son olarak; Kaynak, tüm askeri öğrencilerin Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyesi olarak nitelendirilmesi nedeniyle Bay Sakaoğlu'nun yakalanmasının ve tutukluluğunun kendisinin terörist olarak algılanmasına sebep olduğundan ve bu durum V. kategoriye girdiğinden Bay Sakaoğlu kendisine ayrımcılık uygulandığını iddia etmektedir. Hükümet, Bay Sakaoğlu’nun bu örgüte bağlılığının sayısız duruşma sürecinde kanıtlandığını ileri sürerek bu iddiaları yalanlamıştır.
92) Çalışma Grubu, Kaynağın, Bay Sakaoğlu'nun 15 Temmuz 2016'da Türkiye'de darbe girişimini çevreleyen olayların mahallinde bulunduğunu inkâr etmediğini hatırlatmaktadır (bkz. Yukarıdaki paragraf 65 ve 75). Bununla birlikte, III. Kategori altındaki bulguları ve özellikle de Bay Sakaoğlu'nun diğer bazı askeri öğrencilerle birlikte yargılanması ve diğer tüm askeri öğrencilerle birlikte, bireysel sorumluluğu ve kusurluluğu değerlendirilmeksizin ömür boyu hapis cezasına çarptırılması da dikkate alınmaktadır. Kaynak, bu durumu, 15 Temmuz 2016 günü yaşanan olaylarda hazır bulunmasına rağmen beraat eden özel askerlerin gördüğü muameleyle karşılaştırmıştır; ki bu, Hükümetin yanıt vermemeyi seçtiği bir görüştür.
93) Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu'nun 15 Temmuz 2016 olaylarının olduğu yerde hazır bulunan askeri öğrencilerden biri olduğu için ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığının açık olduğunu belirtmiştir. Daha önce de belirtildiği gibi, diğer tüm askeri öğrencilerle aynı cezaya çarptırılmıştır. Bu nedenle Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu'nun tutukluluğunun, V. kategori altında Sözleşme'nin 26. maddesine aykırı olarak insan eşitliğini görmezden gelmeyi amaçlayan veya bununla sonuçlanabilecek başka bir statüye dayalı ayrımcılık gerekçesiyle uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Çalışma Grubu, çalışma yöntemlerinin 33.maddesinin a fıkrası uyarınca, mevcut davayı, gerekli işlemler için terörizmle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunmasıyla ilgili Özel Raportör' e havale etmiştir.
94) Çalışma Grubu, Bay Sakaoğlu aleyhine yöneltilen suçlamaların mahiyetinden ve kişilerin iddia edilen suçlarla ihlal edilmiş olabilecek haklarının farkındadır. Bununla birlikte, keyfi tutuklanmama hakkı, en kötü suçlardan yargılanan ve hatta bu suçlardan mahkûm edilenler de dahil olmak üzere herkese aittir. Bu nedenle, mevcut görüşte varılan sonuçlar, Bay Sakaoğlu'nun gerçek suçu veya masumiyetine halel getirmemektedir.
95) Çalışma Grubu, Kaynağın Bay Sakaoğlu'nun tutukluluk koşullarına ve alabildiği ziyaretler sırasında getirilen kısıtlamalara ilişkin reddedilmemiş iddialarına dikkat çekmektedir. Çalışma Grubu, Hükümet’e, Sözleşme'nin 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, özgürlüklerinden yoksun bırakılan tüm kişilere insanlık ve doğuştan gelen haysiyetlerine saygı gösterilmesini sağlama yükümlülüğünü hatırlatmak için fırsat yakalamıştır.
96) Son üç yıl içinde, Çalışma Grubu, Türkiye'de keyfi tutukluluk ile ilgili olarak kendisine açılan dava sayısında önemli bir artış olduğunu kaydetmiştir. Çalışma Grubu, tüm bu davaların izlediği örüntüyle ilgili ciddi endişelerini dile getirmekte ve belirli koşullar altında, uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal edecek şekilde yaygın veya sistematik hapis veya diğer ciddi özgürlükten yoksun bırakmanın insanlığa karşı suç teşkil edebileceğini hatırlatmaktadır.
97) Çalışma Grubu, Türkiye’ye ziyarette bulunma fırsatını memnuniyetle karşılayacaktır. Ekim 2006'daki son Türkiye ziyaretinden bu yana önemli bir süre geçtiği, göz önüne alındığında ve Hükümet’in tüm özel prosedürlere sürekli davetini dikkate alan Çalışma Grubu, çalışma yöntemlerine uygun olarak başka bir ziyaret gerçekleştirmenin tam da sırası olduğunu düşünmektedir.
MEVZUAT
98) Yukarıdakilerin ışığında, Çalışma Grubu aşağıdaki görüşü beyan etmektedir:
Ahmet Dinçer Sakaoğlu'nun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 1, 2, 3, 8, 9, 10 ve 11. maddelerine ve Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşme'nin 2 (3), 9, 14 ve 26. maddesine aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılması keyfi olup I, III ve V. kategoriler kapsamındadır.
99) Çalışma Grubu, Türkiye Hükümeti'nden Bay Sakaoğlu'nun durumunu gecikmeden düzeltmek ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Sözleşme ‘de belirtilenler de dahil olmak üzere ilgili uluslararası normlara uygun hale getirmek için gerekli adımları atmasını talep etmektedir.
100) Çalışma Grubu, davanın tüm koşullarını göz önünde bulundurarak, uygun çözüm yolunun Bay Sakaoğlu'nun derhal serbest bırakılması ve uluslararası hukuka uygun olarak kendisine uygulanabilir bir maddi ve manevi tazminat hakkı tanınması olacağını düşünmektedir. Küresel Koronavirüs hastalığı (COVID-19) salgını ve tutukluluk yerlerinde oluşturduğu tehdidin mevcut bağlamında, Çalışma Grubu Hükümet’i derhal salıverilmesini sağlamak için acilen harekete geçmeye çağırmaktadır.
101) Çalışma Grubu; Hükümeti, Bay Sakaoğlu'nun özgürlüğünden keyfi olarak yoksun bırakılmasını çevreleyen koşulların, tam ve bağımsız bir şekilde soruşturulmasını sağlamaya ve haklarının ihlalinden sorumlu olanlara karşı uygun önlemleri almaya davet etmektedir.
102) Çalışma Grubu, çalışma yöntemlerinin 33 (a) paragrafına uygun olarak, mevcut davayı gerekli işlemlerin yapılabilmesi için yargıçların ve avukatların bağımsızlığına ilişkin; terörizmle mücadelede insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunmasına ilişkin ve ayrıca ve işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırma için Özel Raportöre havale etmiştir.
103) Çalışma Grubu, Hükümet'ten bu görüşü tüm araçlarla ve mümkün olduğu kadar geniş bir şekilde yaymasını talep etmektedir.
TAKİP PROSEDÜRÜ
104) Çalışma Grubu, çalışma yöntemlerinin 20. paragrafına uygun olarak, Kaynaktan ve Hükümet'ten, aşağıdakiler dahil, mevcut görüşte yapılan tavsiyelerin ardından yapılan eylemler hakkında kendisine bilgi vermesini talep eder:
(a)Bay Sakaoğlu'nun tahliye edilip edilmediği ve tahliye edildiyse hangi tarihte tahliye edildiği;
(b)Bay Sakaoğlu'na maddi ve manevi tazminat hakkının verilip verilmediğini;
(c) Bay Sakaoğlu’nun haklarının ihlaline yönelik bir soruşturma yapılıp yapılmadığı ve eğer öyleyse, soruşturmanın sonucu;
(d)Türkiye'nin kanun ve uygulamalarını uluslararası yükümlülükleri ile bu görüş doğrultusunda uyumlu hale getirmek için herhangi bir mevzuat değişikliği veya uygulamada değişiklik yapılıp yapılmadığı;
(e) Mevcut görüşü uygulamak için başka herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı.
105) Hükümet, bu görüşte belirtilen tavsiyelerin uygulanmasında karşılaşmış olabileceği herhangi bir güçlükte -örneğin, Çalışma Grubu’nun ziyareti yoluyla daha fazla teknik yardım gerekip gerekmediğini- Çalışma Grubu’na bu durumu bildirmeye davet edilmektedir.
106) Çalışma Grubu, Kaynağın ve Hükümet'in yukarıda belirtilen bilgileri mevcut görüşün aktarıldığı tarihten itibaren altı ay içinde sağlamasını talep etmektedir. Bununla birlikte, Çalışma Grubu, dava ile ilgili yeni endişelerin dikkatine sunulması durumunda görüşün ardından kendi eylemini yapma hakkını saklı tutar. Bu tür bir eylem, Çalışma Grubu’nun İnsan Hakları Konseyi'ne tavsiyelerinin uygulanmasında kaydedilen ilerlemenin yanı sıra herhangi bir önlem alınmaması hakkında bilgi vermesini sağlayacaktır.
107) Çalışma Grubu, İnsan Hakları Konseyi'nin tüm Devletleri Çalışma Grubu ile işbirliği yapmaya teşvik ettiğini ve onlardan görüşlerini dikkate almalarını, gerektiğinde özgürlüğünden keyfi olarak yoksun bırakılan kişilerin durumunu düzeltmek için uygun adımları atmalarını talep ettiğini, ve attığı adımları Çalışma Grubu’na bildirmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
[24 Kasım 2020'de kabul edilmiştir]

https://anayasagundemi.com/2021/04/17/bm-keyfi-tutukluluk-calisma-grubunun-muebbet-hapis-cezasi-alan-askeri-ogrenci-ahmet-sakaogluyla-ilgili-kararinin-cevirisi/amp/?__twitter_impression=true


Alıntı
Konu Etiketleri

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

İzin verilen maksimum dosya boyutu 1MB

 
Ön İzleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı
Paylaş: