Ceza infaz kurumlarında bulunanların ücreti kendilerince karşılanarak kurum idaresi aracılığıyla satın aldıkları süreli yayınların kendilerine teslim edilmemesi ya da satın alma taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir


hukuksalyardim
(@hukuksalyardim)
Üye Admin
Katılım: 2 sene önce
Gönderiler: 2272
Konu başlatıcı  

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

YAVUZ ŞEN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/20009)

Karar Tarihi: 12/1/2022

İKİNCİ BÖLÜM
KARAR

Başkan : Kadir ÖZKAYA
Üyeler : Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportörler : Ömer MENCİK
Ceren Sedef EREN
Başvurucular : Yavuz ŞEN ve diğerleri (bkz. 1 numaralı liste)
Vekilleri : Bkz. 2 numaralı liste

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular, ceza infaz kurumlarında tutuklu ya da hükümlü olarak bulunanların ücreti kendilerince karşılanarak kurum idaresi aracılığıyla satın aldıkları süreli yayınların kendilerine teslim edilmemesi ya da satın alma taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular çeşitli tarihlerde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Konularının aynı olması nedeniyle ekli 4 No.lu listede numaraları belirtilen başvuru dosyalarının 2017/20009 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına ve diğer başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.
7. Birleşen dosyalardan 2017/33043 ve 2018/2883 sayılı bireysel başvuru dosyalarında, başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Anılan iki dosya ile 2017/20009 sayılı dosyada birleşen diğer dosyaların konularının aynı olması nedeniyle birleşen tüm dosyalar yönünden Bakanlığa ayrıca görüş sorulmasına gerek görülmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu Ümit Tamur dışındaki başvurucuların tümü anayasal düzen ve düzenin işleyişi ile devletin güvenliğine karşı suçlar ve terör suçlarından hükümlü ya da tutuklu olarak muhtelif kapalı ceza infaz kurumlarında bulunmaktadır. Başvurucu Ümit Tamur ise kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, toplantı ve yürüyüşlere silah ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hâle getirerek katılma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme ve mala zarar verme suçlarından hükümlü olarak bulunmaktadır.
10. Bakanlık Ceza İnfaz Kurumları ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 26/7/2021 tarihi itibarıyla ülkemizde bulunan 368 ceza infaz kurumunun 259'u kapalı ceza infaz kurumu niteliğindedir. Toplam 291.196 hükümlü ve tutuklu mevcudunun 210.755'i ise kapalı ceza infaz kurumlarında bulunmaktadır.
11. Başvurucuların kurum idaresi aracılığıyla ücretini ödeyerek satın aldıkları ya da alınmasını talep ettikleri dergi ve gazete gibi süreli yayınların çeşitli nüshaları, infaz kurumu eğitim kurullarının 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 62. maddesi uyarınca aldıkları kararlara göre başvuruculara teslim edilmemiş ya da satın alma talepleri reddedilmiştir. Başvurucuların talep ettikleri süreli yayınlar "Özgürlükçü Demokrasi", "Yeni Yaşam", "Yeni Asya", "Aydınlık", "Ortadoğu", "Birgün", "Milli Gazete", "Evrensel", "Cumhuriyet", "Karar" ve "Özgür Gelecek" isimli gazete veya dergilerin 2017 ve 2020 yılları arasında yayımlanmış tek ya da çeşitli nüshalarıdır. Başvuru tarihlerinde, başvuruculara teslim edilmeyen bu süreli yayınlar hakkında verilmiş bir toplatma ya da elkoyma kararı bulunmamaktadır.
12. İlgili ceza infaz kurumu eğitim kurullarınca alınan kararların bir bölümünde, ilgili süreli yayınlarda ağırlıklı olarak PKK ile Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kurucusu ile üyelerini öven, bunların sözleri ile eylemlerine yer veren ve terör örgütü propagandası teşkil eden, PKK terör örgütü kurucusunun tecrit edildiği iddiası nedeniyle açlık grevi yapılması gerektiğini belirten, FETÖ üyeleri arasında haberleşmeyi sağlayan ve her iki terör örgütünün kendi üyeleri arasındaki dayanışmayı ve motivasyonu artıracak içerikler bulunduğu belirtilmiş; dolayısıyla ceza infaz kurumunun güvenliği ile mahkûmun ıslahı amaçlarının gerçekleştirilmesine engel olacağı gerekçesiyle söz konusu yayınların başvuruculara teslim edilmemesine karar verilmiştir. Söz konusu gerekçelerin çok büyük bir kısmı aşağıdaki gibidir:
"'Yasadışı terör örgütünün görüş, amaç ve eylem sürecinin gerçek kişi-zaman ve mekanlarla birlikte ayrıntılı olarak anlatıldığı, terör örgütüne ait açıklamaların bizzat alıntılandığı, örgütün faaliyetleri meşru gösterilerek kişilerin kanunsuz eylemlere özendirildiği ,terör örgütü propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerine dair görsel haberlerin yapıldığı, örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin yer aldığı, devlete meydan okuma ve devlete karşı yapılan kanunsuz eylemleri doğru bir öz güven hareketiymiş gibi göstererek topluma kin ve nefret duyguları aşılayarak suç işleme ve kanunlara uymama konusunda tahrik ettiği, gayri meşru eylemleri meşru gibi gösterdikleri, suçu ve suçluyu öven, suç işlemeye teşvik eden ifadelerin yer aldığı tespit edilmekle...
Kişileri açlık grevi gibi kanunsuz eylemlere özendirdiği, Devlete meydan okuma ve devlete karşı yapılan kanunsuz eylemlerin bir özgüven hareketiymiş gibi gösterildiği, kamu çalışanlarına karşı eylem ve söylemleri meşru göstererek bu eylemlere teşvik edici ibarelerin bulunduğu, okuyucularına kin, nefret, isyan ve şiddet kullanmaya teşvik etmesi İnfaz Kurumlarında bulunan tutuklu/hükümlülere uygulanan Eğitim ve iyileştirme çalışmalarını boşa çıkartacak yazıların bulunduğu, kurumlarda örgütsel faaliyeti arttırarak disiplinsizliğe yol açmak suretiyle kurum güvenliğini tehlikeye düşürecek neviden içeriğe sahip olduğu...
Söz konusu yayının içeriğinde; terör örgütü kurucusu/yöneticisine karşı uygulandığı iddia edilen sözde tecridin kaldırılması amacını ihtiva ettiği gerekçesiyle bir takım ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklularca gerçekleştirilen açlık grevlerine ilişkin övücü nitelikte haberlerin yer aldığı dikkate alındığında, söz konusu yayının kuruma alınmaması ve hükümlü ve tutuklulara verilmemesi şeklindeki tedbirin hükümlü ve tutukluların ıslahı ile bağlantılı olduğunun, bu yayının terör örgütü üyelerince ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilmeye çalışılan olumsuz faaliyetlerinin meşru gösterilmesiyle bir ilişkisi olduğu nazara alındığında ise, söz konusu yayının verilmesinin terör suçundan hükümlü/tutuklu olarak bulunanların ıslah olmaktan uzaklaşarak devlete karşı duruş sergilemeye yönelmelerine sebebiyet verebileceğinin açık olduğu...
Yayında benzeri eylemleri gerçekleştiren hükümlü/tutukluların anlatımlarına yer verildiğinin anlaşılması karşısında adı geçen yayının terör örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olabilecek nitelikte bulunduğunun, yayında iletilmek istenilen mesajla da açlık grevi gibi olumsuz davranışlara başvurmanın gerekli ve haklı olduğunun savunulduğunun görülmesi karşısında, yayında yer alan ifadelerin ceza infaz kurumunun güvenliğini, disiplinini ve düzenini tehlikeye düşüreceğinin kabul edilmesi gerektiği, ayrıca ağırlıklı olarak yukarıda bahsedilen nitelikte haberler yapan gazetenin sakıncalı bölümlerinin tespit edilerek çıkarılmasıyla hükümlü ve tutuklulara tesliminin mümkün olmadığı...
Yeni Asya gazetesinin ... fiziki sayfalarında suç teşkil edecek haberler tespit edilemese de, bu gazetenin internet üzerinden yaptığı yayınlarda, 'mağdur köşesi' adı altında bir alan oluşturdukları ve bu alanda, FETÖ/PDY terör örgütü lider ve üyeleri tarafından propaganda yapıldığı, terör örgütü üyelerinin haberleşme aracı olarak kullandıkları, ceza infaz kurumlarında yaşanılan olayların taraflı olarak haber yapıldığı, örgüt elebaşısının sözlerinin bizzat alıntılandığı, mahkemelerce verilen mahkumiyet hükümlerinin hiçe sayılarak örgüt üyelerinin masum gösterildiği, kamuoyunun yanlış yönlendirildiği, halkın kin ve düşmanlığa sevkedildiği vb gerekçelerle, hükümözlüye gelen fiziki gazetenin de kurum güvenliğini tehlikeye düşürebileceğinden bahisle kamu düzeni ve güvenliğini sağlama amacıyla ilgili yayının...
Yeni Asya Gazetesi her ne kadar mahkemelerce yasaklanmamış olsa da, Yeni Asya Gazetesinin tüm yayınlarında genel olarak FETÖ terör örgütünün siyasi ve ideolojik görüşlerini destekleyici haberler yapıldığı, hükümlü ve tutuklu bulunan örgüt mensuplarını yönlendirici haber ve yayınlar yazıldığı, bu yazıların hükümlü tutukluların birlikte olumsuz hareket etmeleri sonucunu doğurucağı ve cezaevinde eylem yapmalarına neden olacağı ve sürekli bu tür yayınıları takip eden hükümlü ve tutuklular ceza infaz kurumu güvenliğini ciddi tehlikeye düşürebileceği husus göz önünde bulundurulduğunda..."
13. Yeni Asya gazetesi yönünden ayrıca bazı ceza infaz kurumları eğitim kurullarının aynı gerekçelerle, söz konusu gazetenin belli bir nüshasının değil fakat aksi yönde karar verilene kadar gelecek sayılarının da bunu talep eden hükümlü ve tutuklulara teslim edilmemesi yönünde kararlar aldığı anlaşılmıştır.
14. İnfaz kurumu eğitim kurullarınca alınan söz konusu kararların sayıca fazla olan kısmında sakıncalı kısımların hangi sayfalarda olduğu belirtilmiş fakat denetime imkân bırakmayan bir şekilde, ağırlıklı kısmının sakıncalı olması nedeniyle ilgili yayının tamamının verilmemesi yoluna gidilmiştir.
15. Başvurucular, anılan kararlara karşı infaz hâkimliklerine şikâyette bulunmuştur. Başvurucuların şikâyetleri ilgili infaz hâkimlikleri tarafından, söz konusu kararlara karşı yapılan itirazlar ise ilgili ağır ceza mahkemeleri tarafından reddedilmiştir. Nihai kararlar başvuruculara tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucular, süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili ulusal hukuk kaynakları için bkz. İbrahim Kaptan (2), B. No: 2017/30723, 12/9/2018, §§ 15-19; Cengizhan Pilaf, B. No: 2015/12095, 13/9/2018, § 12; ilgili uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213, 1/2/2017, §§ 17, 18.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Anayasa Mahkemesinin 12/1/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
19. Bazı başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılan -adli yardım talebinde bulunan- başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
20. Başvurucular, kurum idaresi aracılığıyla satın aldıkları ya da satın alınmasını talep ettikleri dergi ve gazete gibi süreli yayınların hukuka aykırı ve keyfî gerekçelerle kendilerine teslim edilmemesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
21. Bakanlık görüşünde; idare ve derece mahkemelerinin birleşen diğer dosyalardaki gerekçeleriyle benzer mahiyette olduğu görülen kararların gerekçelerinden, ilgili yayınların terör örgütünün açık propagandası niteliğinde olduğunun anlaşıldığı, idarenin ceza infaz kurumunun güvenliğini sağlama yönündeki takdir marjı da gözönünde bulundurulduğunda başvurucuların hüküm giymiş olduğu terör suçu nedeniyle bu tarzda yayınlara izin verilmesinin kurum güvenliğini tehlikeye sokma ihtimalinin mevcut olduğunun değerlendirildiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda Bakanlık, idare ve derece mahkemeleri kararlarında yer alan gerekçelerin başvuru konusu yayınların başvuruculara verilmemesi için ilgili ve yeterli olduğunu, infaz hâkimliği kararları ile anılan kararlara itiraz üzerine verilen itirazın reddine ilişkin kararlardaki tespit ve sonuçların kanunun uygulanması niteliğinde olduğunu, bu anlamda Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükleri ihlal eder nitelikte olmadığını veya adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfîlik içermediğini, alınan tedbirlerin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olduğunu ifade etmiştir.
22. Bakanlık ayrıca Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin31/10/2018 tarihli ve 7150 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 7. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olan kurum ve kuruluşlardan olduğu tespit edilerek kapatıldığını ifade etmiştir.
23. Bakanlık bunun yanında olağanüstü hâlin devam ettiği süreçte verilen kararlar yönünden Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca bir inceleme yapılması gerektiğini de belirtmiştir.
24. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
25. Bakanlık görüşünde, olağanüstü hâlin devam ettiği süreçte verilen kararlar yönünden Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir.
26. Somut başvuruya konu olaylara bakıldığında idare ve derece mahkemelerinin başvurucuların satın alma taleplerini 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesi uyarınca reddettiği anlaşılmaktadır. Bunun yanında derece mahkemelerinin kararlarında olağanüstü hâle ilişkin bir gerekçeye dayanılmadığı gibi aynı uygulama olağanüstü hâl sona erdikten sonra da devam etmiştir. Bu nedenle başvurunun Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca incelenmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı değerlendirilmiştir.
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
28. Anayasa’nın 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu düzeni, kamu güvenliği, ... suçların önlenmesi, ... gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir...
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan, hukuka aykırı gerekçelerle başvurucuların süreli yayın satın alma taleplerinin reddedilmesinin ifade özgürlüklerini ihlal ettiği şikâyeti yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. Başvurucuların ifade özgürlüğüne ilişkin söz konusu şikâyetleri dışındaki tüm iddialar yönünden başvurunun kabul edilemez olduğu değerlendirilmiştir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
30. Tutuklu ve hükümlüler, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altındadır (Murat Karayel (5), B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).
31. Tutuklu ve hükümlülerin süreli veya süresiz yayınlara ulaşabilmesi de bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut yansıması olarak ifade özgürlüğünün koruması altındadır (Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 43; Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015, § 44; İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434, 26/2/2015, § 74; Ahmet Temiz (6), § 34).
32. Bu doğrultuda ceza infaz kurumlarında tutuklu ya da hükümlü olarak bulunan başvurucuların kurum idaresi aracılığıyla satın aldıkları ya da almak istedikleri süreli yayınların onlara teslim edilmemesinin haber veya fikir alma özgürlüğüne, dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu kabul edilmiştir (Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019, § 29).
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
33. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
34. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
35. Anayasa Mahkemesi Recep Bekik ve diğerleri kararında, benzer müdahalelerin hukuki dayanağı olan 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve başvuruya konu yayınların ceza infaz kurumlarının düzeninin ve güvenliğinin sağlanması, suçun önlemesi ve mahkûmun ıslahı amaçlarıyla başvuruculara verilmemesi şeklindeki müdahalelerin Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kamu düzeni ve kamu güvenliği kapsamında meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varmıştır (Recep Bekik ve diğerleri, §§ 32, 33) Mevcut başvurularda da anılan tespitten ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Geriye müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesi kalmaktadır.
(1) Anayasa Mahkemesinin Tutuklu ve Hükümlülerin Süreli ve Süresiz Yayınlara Erişimine İlişkin İçtihadı ile Recep Bekik ve Diğerleri Kararı
36. Anayasa Mahkemesi Recep Bekik ve diğerleri kararında demokratik toplum düzeninde ifade özgürlüğünün önemi ile temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerektiğine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur(Recep Bekik ve diğerleri, §§ 34, 35).
37. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında tutuklu ve hükümlülerin süreli ve süresiz yayınlara erişimine ilişkin şikâyetlerini ifade özgürlüğü ve ilgili diğer haklar bağlamında incelemiştir (içtihat için bkz. Halil Bayık [GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017; Sinan İyit [GK], B. No: 2013/1495, 30/11/2017; İbrahim Kaptan (2); Diyadin Akdemir, B. No: 2015/9562, 4/4/2018; Halil Özhan Koral, B. No: 2017/18895, 9/1/2019; Recep Bekik ve diğerleri). Anayasa Mahkemesi hükümlü ve tutukluların süreli yayınlara erişimi konusunda ise 5275 sayılı Kanun hükümlerini dikkate almış ve kurum kütüphanesinden yararlanılabileceğini, ayrıca mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile Cumhurbaşkanı tarafından vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkarılan süreli yayınların da ücretsiz olarak dağıtılabileceğini hatırlatmıştır. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi hükümlü ve tutukluların -ceza infaz kurumlarında bulunan emanet hesabına yatırılan paradan karşılanması koşuluyla- herhangi bir yayının kurumca satın alınarak kendilerine verilmesini isteyebileceğinin de altını çizmiştir (Recep Bekik ve diğerleri, § 38).
38. Mevzuatta öngörülen söz konusu yollardan hangisi kullanılmış olursa olsun ceza infaz kurumu idarelerinin 5275 sayılı Kanun'un 3. ve 62. maddeleri uyarınca yapması gereken nihai denetime ilişkin ilkeler ise Halil Bayık kararında belirlenmiştir. Anılan kararda, talep ettiği süreli yayının hükümlü ya da tutukluya teslim edilmemesi şeklinde bir karar verilecekse böyle bir tedbirin hangi suçtan tutuklu ya da hükümlü olunduğu ve bulunulan kurumun niteliği gibi hususlar dikkate alınarak, ayrıca süreli yayının alınmamasının kurum düzeni, disiplini, güvenliği ya da mahkûmun ıslahı veya suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlarla ilişkisinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konularak alınması gerektiği ifade edilmiştir (Halil Bayık, § 45).
39. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen Recep Bekik ve diğerleri kararında, ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle ve kurum aracılığıyla süreli yayın satın alma talepleri reddedilen hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasını incelemiştir. Anılan kararda öncelikle ceza infaz kurumu idarelerinin ve derece mahkemelerinin ilgili süreli yayınların başvuruculara teslim edilmemesine ilişkin kararlarında, Halil Bayık ve Sinan İyit kararlarında öngörülen kriterleri karşılamayan değerlendirmeler yaptığı tespit edilmiştir (Recep Bekik ve diğerleri, § 49).
40. Recep Bekik ve diğerleri kararında ayrıca kurum idareleri ile derece mahkemelerinin çoğu başvurucu yönünden kişisel durumlarından çok nesnel nedenlere dayandığı görülmesine rağmen ceza infaz kurumlarında süreli yayınlara erişime ilişkin mevcut sistemde bir yeknesaklığın sağlanamadığı tespit edilmiştir. Nitekim aynı süreli yayının ülke çapında bulunan tüm ceza infaz kurumlarında aynı statüde bulunan tutuklu ve hükümlülere verilip verilmemesine ilişkin idare ve derece mahkemeleri değerlendirmelerinin son derece değişken olduğu, aynı yayın bazı ceza infaz kurumundaki kişilere herhangi bir müdahale olmaksızın verilebilmekteyken başka bazı infaz kurumlarında aynı durumda bulunan kişilere birbirleriyle son derece ilgisiz gerekçelerle kısmen veya tamamen verilmediği gözlemlenmiştir (Recep Bekik ve diğerleri, §§ 50, 51). Bununla birlikte süreli yayınlara erişim söz konusu olduğunda infaz hâkimliklerinin de uygulamadaki farklılıkları gidermekte ve idarenin gerekçesiz uygulamalarını engellemekte yeterli olamadığı değerlendirilmiştir (Recep Bekik ve diğerleri, § 54)
41. Bu doğrultuda Recep Bekik ve diğerleri kararında Anayasa Mahkemesi, süreli yayınların ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere teslim edilip edilmemesinde keyfîliği engelleyecek, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı uygulamanın yapılmasını sağlayacak, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari uygulamaları garanti edecek bir mekanizmanın bulunmadığı sonucuna varmıştır. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin bireyler tarafından öngörülebilir olmasının önemine vurgu yapan Anayasa Mahkemesi, mevcut sistemde uygulamadan kaynaklanan bir yapısal sorun yaşandığını ve bu sorunun süreli yayınların daha etkin bir biçimde değerlendirilerek mahpuslar arasında farklı uygulamaların doğmasını engelleme potansiyeli barındıracak bir mekanizmanın kurulmasıyla giderilebileceğini belirtmiştir. Sonuç olarak Recep Bekik ve diğerleri kararında, Anayasa kurallarına ve kanunların emredici hükümlerine rağmen mahpuslara süreli yayınların verilmesi meselesine ilişkin idari ve hukuki tedbirler alınarak bu alanda yayınların yeknesak, hakkaniyete uygun ve Anayasa Mahkemesinin öngördüğü kriterleri karşılayan bir yöntemle mahpuslara tesliminin sağlanması yönünden etkin bir düzen kurulmadığı takdirde söz konusu yapısal sorunun devam edeceği ve bunun Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğünün devamlı ihlali anlamına geleceği ifade edilmiş, karara konu somut olayda da başvurucuların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmedilmiştir (Recep Bekik ve diğerleri, §§ 55-61).
(2) Somut Olayın Değerlendirilmesi
42. Somut olayda başvurucuların ücreti emanet hesabından karşılanmak suretiyle kurum idaresi aracılığıyla süreli yayın satın alınması ve kendilerine teslim edilmesi talepleri reddedilmiştir. Başvurucuların bu şekilde talep ettikleri süreli yayınlar hakkında ilgili dönemde herhangi bir toplatma kararı bulunmadığı ya da ilgili yayın kuruluşları hakkında da bir kapatma kararı olmadığı görülmektedir. Bu durumda kamu otoritelerinin başvurucuların somut olaylara konu talepleri yönünden Halil Bayık kararında kabul edilen ilke ve kriterler ışığında 5275 sayılı Kanun’un 3. ve 62. maddeleri uyarınca bir denetim (Halil Bayık, § 45) yapmaları beklenmektedir.
43. Bununla birlikte somut başvuruya konu olayda da idare ve derece mahkemelerince, Recep Bekik ve diğerleri kararına konu olaylarda olduğu gibi Anayasa Mahkemesi içtihadında öngörülen kriterleri karşılamayan değerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir (Recep Bekik ve diğerleri, § 49). Nitekim Recep Bekik ve diğerleri kararında da gözlemlendiği üzere başvurucuların taleplerinin reddedilmesine dair idare ve derece mahkemeleri gerekçelerinin soyut ve yetersiz olduğu, ayrıca aynı yayının ülke çapında bulunan tüm ceza infaz kurumlarında aynı statüde bulunan tutuklu ve hükümlülere verilip verilmemesine ilişkin değerlendirmelerin değişken olmaya devam ettiği, bir yayının farklı ceza infaz kurumlarında bulunan aynı hukuki durumdaki kişilere verilip verilmemesine ilişkin olarak somut başvuruya konu olaylarda da yetkili mercilerce farklı kararlar verildiği anlaşılmıştır. Aynı şekilde bir yayın bazı ceza infaz kurumundaki kişilere herhangi bir müdahale olmaksızın verilebilmekteyken başka bazı infaz kurumlarında aynı durumda bulunan kişilere birbirleriyle son derece ilgisiz gerekçelerle kısmen veya tamamen verilmeyebildiği de görülmüştür. Ayrıca bazı idare ve derece mahkemeleri kararlarında yine soyut ve birbirini tekrar eden gerekçelerle bir yayının bir kısmının sakıncalı olduğu belirtildikten sonra ilgili ve yeterli bir gerekçe belirtilmeden yayının tamamının verilmemesi yoluna gidildiği anlaşılmıştır.
44. Yeni Asya gazetesi yönünden özellikle bazı idare ve derece mahkemesi kararlarında ceza infaz kurumu eğitim kurullarının aksi kararlaştırılana kadar adı geçen gazetenin alınmaması yönündeki genel kararlarına da atıf yapıldığı görülmekteyse de söz konusu eğitim kurulu kararlarının niteliği ve hukuki dayanağı konusunda da herhangi bir açıklama ya da belirlilik olmadığı tespit edilmiştir.
45. Bu bağlamda somut başvuruya konu olayların yaşandığı tarihlerde de derece mahkemelerinin söz konusu uygulamaların hakkaniyete uygunluğunu sağlamakta yaşadıkları güçlük doğrultusunda süreli yayınların ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere teslim edilip edilmemesinde keyfîliği engelleyecek, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı uygulamanın yapılmasını sağlayacak, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari uygulamaları garanti edecek bir mekanizmanın bulunmaması nedeniyle yaşandığı sonucuna varılan yapısal sorunun devam ettiği anlaşılmıştır.
46. Başvuru konusu olayların bir kısmının yaşandığı tarihlerde ülkede olağanüstü hâlin devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte idare ve derece mahkemeleri başvuru konusu olaylara ilişkin kararlarında olağanüstü hâlden kaynaklanan koşullara herhangi bir atıf yapmadıkları gibi Anayasa Mahkemesince de başvuru konusu müdahalelerin olağanüstü hâl koşullarının gerekleriyle bir ilgisi kurulamamıştır. Nitekim olağanüstü hâlin sona ermesinden sonra da başvuru konusu müdahale hiçbir değişikliğe uğramadan devam ettirilmiştir.
47. 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun'un yayımı tarihinde yürürlüğe giren 32. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesinde değişiklik yapılmış ve yayınların ceza infaz kurumuna kabulü konusunda bir sistem öngörülmüştür. Söz konusu sistemin öngörüldüğü 5275 sayılı Kanun'un 62. maddesinin (4) numaralı fıkrası şu şekildedir:
"Basın İlân Kurumu aracılığıyla resmî ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler, ceza infaz kurumuna kabul edilmez. Ancak ilan ve reklamın geçici süreyle kesilmesi hâli, bu hükmün dışındadır. Yabancı dilde yayımlanmış gazete ve dergilerin ceza infaz kurumuna kabul edilmesinde Adalet Bakanlığı yetkilidir."
48. Her ne kadar kanun koyucunun Recep Bekik ve diğerleri kararında sistem yokluğu nedeniyle yaşandığı tespit edilen yapısal sorunun çözümü için anılan Kanun'la hükümlü ve tutukluların kurum aracılığıyla satın alabilecekleri yayınlar konusunda bir sistem getirmiş olduğu görülmekteyse de somut başvuru konusu olayların bahsedilen sistemin öngörülmesinden önce meydana geldiği ve getirilen yeni mevzuatta düzenleme tarihine kadar yaşanan mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin bir hükmün yer almadığı anlaşılmaktadır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayların meydana geldiği dönemde uygulamadan kaynaklandığı tespit edilen yapısal bir sorunun bulunması ve sonradan kabul edilen mevzuatta düzenleme tarihine kadar yaşanan ifade özgürlüğü mağduriyetlerini giderecek bir hüküm getirilmemesi nedeniyle -Anayasa Mahkemesinin Recep Bekik ve diğerleri kararında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirecek yeni bir durum da tespit edilmediğinden- başvurucuların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
51. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin uygulanmasına ilişkin kabul edilen ilkeler için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60.
52. Anayasa Mahkemesi, tutuklu ve hükümlülerin ücretini ödeyerek satın almak istedikleri süreli yayınların ceza infaz kurumlarına kabulü konusunda uygulamadan kaynaklanan bir yapısal sorun olduğu gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak derece mahkemelerince giderilemeyecek, idari ve hukuki düzenleme yapılmasını gerektirecek nitelikte yapısal sorun tespit edildiğinden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı değerlendirilmiştir.
53. Başvurucuların bir kısmı hem maddi hem manevi, bir kısmı ise yalnızca manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Yapısal sorundan kaynaklanan ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinde bulanan başvurucuların taleplerinin KABULÜNE,
B.1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Yeniden yargılama yapılmasında HUKUKİ YARAR BULUNMADIĞINA,
E. Başvuruculara ayrı ayrı net 500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. Karara ekli 2 ve 3 numaralı listelerde belirtilen harç ve vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderlerinin başvuruculara AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/1/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bu konu 5 ay önce 2 defa tarafından hukuksalyardim tarihinde düzenlendi

Alıntı

Cevap yaz

Yazar Adı

Yazar E-postası

Başlık *

 
Ön İzleme 0 Düzeltmeler Kayıtlı
Paylaş: